Eylül Kürt Halkına Ve Yoksul Halk Çocuklarına Ölüm Taşıyarak Geldi. Haberi
Batman'ın En Büyük Şehir Portalı'na Hoş Geldiniz...
giris

Yüksel AVŞAR

Yüksel AVŞAR
yazdır
paylaş
yorumlar
 
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Eklenme Tarihi : 2015-10-03 - 11:55 - Bu yaziyi 247 kişi okudu.
Yazar: Yüksel AVŞAR
E-mail: avsar@batmanliyiz.biz
Yazarın: Tüm Yazıları

Eylül Kürt Halkına Ve Yoksul Halk Çocuklarına Ölüm Taşıyarak Geldi.

Kurşun izleri kalplerde barut misali patlarken, öfkeden kuduranlar yalanlarına türlü kılıflar uydurdu; Halkım bile demediği bir milleti ‘koruma altına aldım’ diyerek, tam dokuz gün boyunca hapsedip ölüme terk etti Türk devleti!

Eylül Kürt Halkına Ve Yoksul Halk Çocuklarına Ölüm Taşıyarak Geldi.

Eylül Ölümleri Beraberinde Getirdi.

Baharın gelişi bülbülün avazı ve gülle varlığıdır... Baharda olan her şey sonbaharda yoktur. Bülbül gül aşkı var. Hazan gelir, artık bülbülün sevgiliyi görme imkânı olmaz. Eylül ayı bülbül gibi, âşığın da sevgiliyle birlikte mutlu olduğu günlerin sona erdiğinin müjdeler… Ayrılık acısının kısa süren bir zevkin yaşandığı andır. Bülbül artık güle, gülüşene gelmek istemez, çünkü Gülşen de artık gül yoktur. Zira Âşık olan bülbül gibi sevgilisinin bulunmadığı bir anda mutsuzdur…

Zaman, öyle bir mevhum ki, mutluluğun bedelini ister. Kısa mutluluklar üzüntüye gebedir. Hayatın döngüsü bu olmalı Bu nedenle o an önemlidir ve bu anlar mutlak yaşanmalıdır. Hayatın var olma nedeni olan; Aşk, sevgi, dostluk. vuslat, ayrılık, özlem, insanı var eden duygulardır. Şu an bu duygular bizden ne kadar uzakta, İnsan olarak anlamımızı yitirdik. Siyasetçisi, bürokratı, askeri, sivili, kadını, erkeği nasıl savrulduk, nerelere. Benliğimiz yaşatmanın coşkusuyla büyüyeceğine, öldürmenin vahşeti ve dehşetiyle kurudu. Ne bahar içimizde çiçek açtı ne gelen eylülle umutlu bir hüznü yaşadık. Ölümlere, yıkımlara, göçlere, soy kırımına neden olan savaş kararını alanlar, insanı var eden sevgiyi çoktan unutmuş, egolarının, hırslarının vicdanlarının tuzağında yok olacaklar...

Lakin onlar yok olurken bizimde bütün mutluluk ve umut çabalarımızı, umutlu beklentilerimizi, beklediğimiz sevme ve sevilme arzularımızı örselediler, yaraladılar. Yaralı vicdanımızı, yüreklerimizi korkulara tutsak ettiler. Çocukların cesetlerini buzdolabında beklet, Cizreli ana ölü kızını koynunda sabahlasın, Öldür, sustur, yakala, tutukla, emirlerini verenler... Dönüp kendinize bakabilme yürekliliğini gösterir misiniz? Ne kaldı vicdanınızda? Kime ne kadar zarar verdiler ve vermeye devam ediyorlar? Yüreğinizde sevgiyle öten bir bülbül var mı? Gülü sevmenin mutluluğunu, bir gülden ayrılışın acısını duyabiliyor musunuz? Çocukların, genç insanların ölümlerini, yuvaları yıkılan insanların acılarını hangi duyguyla meşrulaştırdınız… Şiddet sevgisizlik ve kin demek, Küçük yüreğiniz o kini nasıl barındırıyor… Medeniyetin olmaması demek... Hayatın verilen bir armağan olduğunu, armağan gibi yaşanmasına karşı çıkmak, aşkın ve sevginin mucize olduğunu inkâr etmek demektir… Ruhlarımızı körleştirdiniz… Korkmak. Acı, öfke, hırs ve intikam duygularına teslim ettiniz… Yalancı baharlarla aldatıldık. Şiddetle, ölümle, tahakkümle, yolsuzlukla biatle kirletildik… Ruhumuzu arındırmamız lazım? Peki, nasıl alacak… Hangi fırtına, sağanak, hangi gökkuşağı buna yeter... Nice eylüller yaşandı bizim için acı dolu. Eylül sanki diğerlerinden başka, Daha ağır, bedellerle daha çökertici…

O bizi nasılsa umuda taşıyacak. Hazan hüzünle geldi ama içimizdeki gökkuşağı bize yeniyi, umudu ve sevgiyi vaat etmeye devam edilmez mi?

Eylül De Göğe Yükselen Çocukların Çığlıkları Var

Eylüle gebe kaldı ölümler...

Bir ülkenin cehalete gömülü kafası aydınlanmadıkça, kavga ve haksız ölümler son bulmayacaktır...

Penceresi buğulu dar odalara sığmadı yasaklı yürekler.

Cizre yolunda yürüdü insan seli, sevgili bir kalabalıkta.

Kurşun izleri kalplerde barut misali patlarken, öfkeden kuduranlar yalanlarına türlü kılıflar uydurdu; Halkım bile demediği bir milleti "koruma altına aldım" diyerek, tam dokuz gün boyunca hapsedip ölüme terk etti Türk devleti!

Devlet kurşunuyla hayatını kaybeden çocukları evlerinin buzdolabında, kokmaması için muhafaza eden ailelerin yaşadığı tramvayı, kim hangi cümleyle anlatabilir ki?

İnsanlık yoksunu bir devlet, korumakla yükümlü olduğu halkını insanlık dışı, çağ dışı, ilkel bir yönetim anlayışıyla yönetirken, haklı olma ve haklı görünmek gibi bir yüzsüzlük göstermektedir, aynı zamanda...

Eylülün kollarına düştü çocuklar...

Ne kirli politikanızdan, ne de zulüm kokan savaşınızdan anlar çocuklar.

Yasak koyduğunuz sokaklarda oynamaktı tüm yeterdi.

Ellerinde şekerleri, birde bez bebekleri olsun yeterli...

Kim koruyacak, yetim ve kimsesizleri!

Çürükler askere gitmemeli, ne mutlu size şehit aileleri.

Her kılıf kişinin boyuna, varlığına, zenginliğine, fakirliğine göre dikiliyor nasılsa. Birde bu zulüm edenler asılsa! Fakir ve Kürt çocukları yerine, zengin, hak yiyenler yargılansa...

Birde gerçekler rüya, rüyalar gerçek olsa…

Buz tutmuş bedenler!

Ne gözyaşları, ne yüreklerde bir damla sıcaklık akıyor şimdi. Acıları buz kesmiş, nefesleri yetmiyor çığlık atmaya.

Bir anne- bir baba- bir kardeş ve bir eş, sessizliğe gömülmüş. Tarifi yok bazı acıların, ama adresi bellidir tüm can yakanların...

Eylüle sorun, Suruç’u, Kobanê’yi, Cizre’yi... Eylüle sorun Rojava’yı, Silvan’ı, Silopi’yi… Eylüle sorun, Bismil’i, Bingöl’ü, Erbil’ Şengal, Kerkük,. Eylüle sorun, Diyarbakır’ı, Ardahan’ı, Botan’ı...

Eylüle sorun birde şimdi Beytüşşebap’ı...

Coğrafyamızı vurdu bir erkin kin tayfunu. Çocukların gözbebeğinde büyüdü ölümün oyunu. Hüzün düştü Eylüle, Daha sekiz yaşındaydı, kurşun deydi küçük Elif’e...

Hazan değdi tüm çocukların baharlarına.

Terörist kavramını kullanırken, detaylarına çok dikkat etmek gerekiyor.

Bir iktidarın baskısıyla ezilen, yok sayılan, dili, hakları ihlal edilen bir çocuk, devletin yetiştirdiği ve onların telaffuz ettiği biçimde bir "Terörist" olacaktır...

Kendi köyünde, Devletin Dokuz aylık bir bebeği kurşuna dizmesine tanıklık eden her çocuk ileride devletin yetiştirdiği, davalarında haklı birer terörist olacaklardır. "Hain Teröristler" kavramını kullanırken, önce bir muhasebe ediniz, nedenlerini araştırınız, ondan sonra yargılayınız.

Kim neden, niçin Terörist oluyor, alt yapısında yatan sebepleri iyi öğrenin. Hainlik eden bir devletin, başkaldıran, sorgulayan bir halkı olur. Ve bu hakli bir dava olur.

Ayrıştırılan Kürt halkı, yıllar öncesinde başta Fransa, Avusturya olmak üzere birçok ülke bağımsızlığını ilan etmişti. Türkler o dönem, "Kürt- Türk kardeştir, biz eşit haklara sahip olacağız" deyip Kürtleri inandırmıştı! Vede kandırmıştı Ancak bu söyledikleri hiç bir zaman gerçekleşmedi.

Hiç bir zaman Kürtlerin, tam anlamıyla varlıkları kabul edilmedi. Ne zaman ki siyasi bir rant elde edilecek olsa, Kürt halkını öne sürerek bir çıkış elde ettiler.

Bir Kasımpaşalının rüzgârında sallanır çocukların asıldığı darağacı, Eylül ayında... Sorun Eylüle, gül yanaklı çocukları getirsin dile...

Ateşi yakanı anlatsın, kurşunu sıkanı anlatsın, yasaklı sokakları anlatsın bir de göğsüne çocuğunun cesedini bastıran ananın yasını anlatsın...

Anlatsın’da, dünya bir beş para etmesin zulmünden kurtulsun.

Kim olursanız olun, nereli olursanız olun, hangi dilden, hangi eyaletten, hangi ırktan olursanız olun... Ama kaypak asla olmayın!

Dürüst insan her daim kazanmaya, sevilmeye ve saygı görmeye mahkûmdur... Atin politik görüşlerinizi bir kenara, insani değerlerinizi çıkartın birazda ön plana...

Adaleti olmayan bir ülkeyiz!

Sen ne adi bir politika uyguluyorsun, kendi terörünü örtmek için, başka oyunlara başvuruyorsun!

Koltuk sevdası uğruna kelle koparan, terör estiren,

Hem de ülkeler arası bir savaş uğruna değil, kendi halkını kursuna dizip, katliamlar yapan bir ülkeyiz!

Yeri gelir, Kemalimi kullanan, Yeri gelir Bayrağı kullanan, Yeri gelir Dini kullanan, Yeri gelir Dili kullanan,  Yeri gelir Kürdü kullanan bir iktidarsın.

Bu kirli politika uğruna ve 1 Kasıma kadar daha kaç Kürt insan öldürülecek?

Hangi politika, hangi din, hangi dil, hangi ırk olursa olsun, çocuklara kim olum kusup, kursun sıkıyorsa, ben hepsini red ediyorum.

Dursun bu Kürt milletin üzerine yaktığınız ateş topu zulmünüz.

Sekiz yasında ki Elife ve diğer zulüm görmüş tüm insanlara uzanan eller kırılsın.

Çocukların güvende olmadığı bir ülkede, ben susmam...

Açarım ağzımı, yumarım gözümü,

Yeryüzünde Savunmasız tek varlıklardır çocuklar...

Onları korumak tüm insanlığın boynunun borcudur.

Onlar ölümü bile, oyun oynuyorsunuz sanarak öldüler.

Eylüle boyun büktüler...

Hepimiz çocuklara bir sonbahar ve mutlu bir yaşam borçluyuz...

Adaletin sağlanmadığı,

Yolsuzlukların sorgulanmadığı,

Haklının haksız, haksızın haklı olduğu bir yol almış basını gitmekte...

Ama nereye kadar?

Daha çok insanlar yurdundan, evlatlar analarından kopartılır...

 

Ellerine kan bulaşanlar, asla aklanamayacaklar.

Adalet yoksa bile, vicdan hesaplanmasında mutlaka yargılanacaklardır…

Bir güzellik doğuyorsa ansızın, insansız, hiç çabasız...

Can yakmak, zulüm etmek, mutsuz ve umutsuz olmak çok anlamsız...

İnsanları görüşlerinden ötürü yargılarsanız, asla özgürleşemezsiniz...

Sadece köleleşirsiniz...

Masum çocukların tebessümünde uçuşur özgürlüğe tüm kuşlar...

Koşun çocuklar koşun burada bahar coşkusu var...

 Mutlu ve umutlu bir gelecek dileğimle…

Yüksel AVŞAR & Derya AVŞAR

 


yazdır
paylaş
yorumlar
yorum ekle
Google

Facebook Ziyaretçi Yorumları

    Sitemiz Ziyaretçi Yorumları

  • Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
yorum ekle
İsminiz
:
E-Mailiniz
:
Yorumunuz ()
:
Güvenlik kodu
:
714541
Güvenlik kodu giriniz
: