Köleciliğin Evreleri Haberi
Batman'ın En Büyük Şehir Portalı'na Hoş Geldiniz...
giris

yazdır
paylaş
yorumlar
 
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Eklenme Tarihi : 2014-06-29 - 00:00 - Bu yaziyi 1206 kişi okudu.
Yazar:
E-mail: konuk@batmanliyiz.biz
Yazarın: Tüm Yazıları

Köleciliğin Evreleri

Devletçi bilim, tarihi çağlara ayırırken sanki birbirinden tamamen kopuk ve bıçak kesercesine bir çağdan diğer çağa geçilmiş gibi ele almaktadır. Oysa ki tüm geçişler zihniyet birikimi üzerinde gerçekleşir. Diğer taraftan çağların yaşanmış önceliğine göre gerici-ilerici veya ilkel-modern olarak adlandırılması da çarpık, egemen bir yaklaşımdır. Kölecilik, feodalizm ve kapitalizm çağları arasındaki geçiş, özünde insan bilincinin gelişmesine göre revize edilerek elbise değiştirilmesidir.

Köleciliğin Evreleri

Sistemsel olarak köleciliğin (eğer determinist bir yaklaşım yanlışına düşülmezse) yanlış ve faydasız olduğu herkes tarafından kabul görülen bir gerçektir. Köle yaşamı köle-birey şahsında yaşanır. Köle-birey yaşamının tamamı kendi iradesi dışında ve kendisinden soyutlanarak yaşanan bir yaşamdır. Ancak insanlaşma hamleleri de olabilmektedir. Örneğin Roma da Spartaküs öncülüğündeki isyan, köleci sistemin egemen kıldığı kullaşmaya ve toplumsal yaşamın yanlışlığına karşı bir isyandır. Çünkü burada insan olmaya çalışma vardır. Köleyken kendisine ait değildir; yani kendisi değildir. Köle olmaya isyan "kendi olma"ya ulaşma çabasıdır. "kendi olma" çabası da doğru yaşama ulaşmaya çalışma eylemidir.

Elbette köle köle olduğunun bilincindedir ve bu eksende kendisine değil efendisine yani tanrıya) ait olduğunun bilincini taşır. Bilmediği şey ise, kendisine ait olabileceğidir. Bu, aklından bile geçmez. Köleci sitemin ideologlarının empoze ettikleri müthiş mitoloji ve ikna kabiliyetleri sayesinde "kendisi olma" aklına gelmez. Spartaküs öncülüğündeki isyan bile köleci sistemin son demlerine, yani zihniyetin gelişme kaydettiği bir evreye rastlar.

Kölecilikten feodalizme geçiş bir ilericilik değil, artık aşınmış olan bir sistemin revize edilerek başka bir kalıba bürünmesinden ibarettir. Feodalizmdeki kölecilik serf şahsında gerçekleşir. Feodalizmin özelliği, tanrının temsilciliğinin paylaştırılmasıdır. Yani iktidarın daha küçük parçalara bölüştürülmesidir. Krallıktan beyliklere , oradan da yerel egemen olan ağalara yayılan bir hiyerarşidir. Her üst bir altının tanrısıdır. Ağalık, iktidarın bir parçası, en küçük birimlerinden biridir. Ağa hükmünün sürdüğü topraklarda yaşayan herkes ağanın kulu kölesidir. Türk sinemasındaki "Kibar Feyzo" filmi bunun komedi tarzda beyaz perdeye aktarılmasıdır. Ağa, sistemi temsil etmektedir. Köylüler tanrının köydeki gölgesi olan ağanın kullarıdır. Ana hatlarıyla açmanın yeterli olduğu kanısındayım.

Feodalizdem kapitalizme geçiş de tıpkı kölecilikten feodalizme geçişte olduğu gibi artık eskiyen elbisenin değiştirilmesinden ve sistemin revize edilmesinden ibarettir. Kuşkusuz zihniyet ve bunun sağladığı değişimler sıçrama yapar. Zaten sitemin revize edilmesinin temel nedeni de budur. Buradaki revize etme bir tercih olmasından ziyade zihniyet ve bilinç gelişiminin dayatmasıyla oluşmaktadır. Rönesansın temelleri üzerinde sanayileşme gelişince, kölelik yeni bir sistemsel evreye taşınır. Aslında sanayi, önceleri toplumcuylar tarafından oluşturulur. Yani toplum lehine bir sistemin gelişmesi ihtimal dahilindedir. Ancak sanayiyi doğuranın toplumcular olmasına rağmen, günümüz burjuvazisinin ön aşaması olan toprak sahipleri sanayiye hükmedip toplum aleyhine geliştirmişlerdir. Fabrikalar, modern köleciliğin yaşandığı mekanlar haline gelir. İnsanın kendi öz-işine sahip olma imkanı yoktur. Çünkü tüm mülkiyet devletindir, sürebileceği bir karış toprağı bile yoktur. Ulus-devlet, azami kâr kanunu ve endüstriyalizme dayanarak varlığını sistemleştiren kapitalizm bir balyoz gibi toplum yaşamına müdahalede bulunmuş, ideolojisi ve uygulamalarıyla insanları kendisine bağımlı hale getirmiştir. İnsan gücüne dayalı çalışma, endüstriyalizmle birlikte insansız makinelere geçmiştir. Bu da tüm insanları karın tokluğuna mecbur etmiş, işsizlik nedeniyle yüz binlerce insanın ucuz iş gücüne dönüşmesine neden olmuştur. Tıpkı klasik kölelik çağında olduğu gibi sadece karın tokluğuna bir yaşam vardır. Kaldı ki, günümüzde karın tokluğuna çalışacak işi bile bulamayan yüz binler bulunmaktadır.

Reel sosyalizm de bilmeden kapitalizme büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bu eksende içine düştüğü en büyük gafletlerden biri kırsal yaşamı tamamen yok etmeye çalışarak şehir yaşamını dayatmasıdır. Endüstriyalizme büyük devrimci rol/önem atfeden Sovyetler, köy yaşamını ve köylülüğü ise gericilik olarak ele almıştır.Bu çerçevede tüm köylerin boşaltılmasını ve herkesin fabrikalarda çalışmasını esas almıştır. Gönüllü olarak kente taşınmayı reddeden binlerce Sovyet köylüsü ya zorla kente götürülmüş, ya da katledilmiştir. Aslında köylülerin direnişi doğal yaşamda ısrardır. Sovyetlerin yaptığı ise Sümer köleci uygarlığının, tarım ve çoban toplumlarının kırsal(özgür) yaşam alanlarını daraltıp yok etmeye benzemektedir. Benzetme ağır olsa da, malesef bir gerçekliği ifade ediyor.

Günümüzde toplum vücuduna bir ur gibi saplanmış olan kapitalizmden kurtulmanın yegane yolu öze dönüştür, hakikate ulaşmadır. Hakikate ulaşmak için sistemi çözmek olmazsa olmazdır. Bu çerçevede sistemin kendisini adlandırarak yaptığı çarpıtmayı görmek ve çağların zamansallığına göre gerici-ilerici olarak ele alınmasının çarpıtma olduğu belirlemesi yapılmak durumundadır. Klasik kölelik çağı "birinci kölecilik evresi", feodalizmi "ikinci kölecilik evresi", kapitalizmi de "üçüncü kölecilik evresi" olarak tanımlamak doğru olacaktır. Köleciliğin tüm evrelerini bilince çıkararak yeni bir revizyona izin vermemek en büyük görevdir. Öcalan ın "kaybettiğini kaybettiğin yerde ara" sözü yol göstericidir. Toplum ilk olarak nerede kaybetti? İlk sapma nerede gerçekleşti? Bu soruların cevabı, ulaşmak istediğimiz noktanın kendisidir. Toplumsallaşma ilk olarak neolitik toplumda gerçekleştiğine göre, ilk sapma da neolitikten kopuşla, yani devletçi-hiyerarşik topluma geçişle gerçekleşmiştir. O zaman, doğal toplum yaşamının özüne ulaşma çabası içinde olmak gerekir. Bugün, neolitik devrimin gerçekleştiği Kürdistan topraklarında öze dönüş ve hakikate ulaşma mücadelesi verilmektedir. Kürt Özgürlük Hareketi bu öze dönüşün temsilciliğini yapmaktadır. Ulus-devlete karşı Demokratik Ulus inşa edilerek Demokratik Modernite gerçekleştirilecektir. İlk kıvılcımı Kürdistan dağlarında yakılan özgür toplum ateşi gürleşerek bütün Ortadoğu halklarını özgürleştirecektir.


yazdır
paylaş
yorumlar
yorum ekle
Google

Facebook Ziyaretçi Yorumları

    Sitemiz Ziyaretçi Yorumları

  • Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
yorum ekle
İsminiz
:
E-Mailiniz
:
Yorumunuz ()
:
Güvenlik kodu
:
534240
Güvenlik kodu giriniz
: