Yer adlarının Türkleştirilmesi (2) Haberi
Batman'ın En Büyük Şehir Portalı'na Hoş Geldiniz...
giris

Muaz ÇİLE

Muaz ÇİLE
yazdır
paylaş
yorumlar
 
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Eklenme Tarihi : 2014-04-08 - 00:00 - Bu yaziyi 930 kişi okudu.
Yazar: Muaz ÇİLE
E-mail: muazcile@batmanliyiz.biz
Yazarın: Tüm Yazıları

Yer adlarının Türkleştirilmesi (2)

Yerli nüfusundan yoksul bırakılmış (Batı) Ermenistan, pek çok başka tarihsel ve kültürel değeriyle birlikte yüzyıllara uzanan yer adlarını yitirmeye devam ediyor. Tarihçi Harun Tuncel bu konuda: “Bu iş için Türkçe, Farsça, Arapça, Ermenice, Zazaca, Kurmanca, Süryanice-Aramca, Sümerce, Akadça, Urartuca gibi pek çok dil ve lehçesi ile ilgili derinlemesine bilgi sahibi olunması gerekir” diyerek bu nedenle kadim yer adlarının kökenlerini inceleyen bilimsel bir çalışma olmadığını söylüyor. Dilbilimcilerin incelemesi sonucunda Kürtçe sanılan herhangi bir adın aslında şu anda yaşamayan Sümerce, Akatça veya Türkçe ve Türkçe sayılan herhangi bir adın da Arapça, Ermenice veya Akadça olabileceğini ileri sürüyor.

Yer adlarının Türkleştirilmesi (2)

Nitekim 2009 Ağustos’unda Vatan’da yayımlanan “28.000 yer adı değiştirildi. Kimse hangi dilden geldiğini bilmiyor” başlıklı makalesinde Ş. Türker, Tuşba/Van, Dîlok/Antep (Ayintap), Erzingan/Erzincan (Enznga), Çêrmûk/Çermik (Çermug), Kağezman/Kağızman (Gağzıvan), Colemêrg/Hakkari (Erm. Gığmar ve Sür. Culmar), Kers (Gars veya Kars), Pülür/Demirözü (Plur), Pertak/Tekyol (Pertag), Gêğî/Kiğı [Koği(pert)], Malkişî/Çemişgezek (Çmşgadzagk), Kemax/Kemah (Gamax), Zaruşad/Arpaçay (Zarişad), Artemetan/Edremit (Ardamad), Erdiş/Erciş (Arceş), Zêdkan/Eleşkirt (Vağarşagerd), Egin/Kemaliye (Akn), Gırê Sor/Siverek (Sevaverag), Sêhrt: Siirt (Sğert), Tahir/Arguvan (Argavan) ve hatta Kalikala/Erzurum (Ardzn>Erzn-i Rum) gibi Ermenice olan yer adlarını Kürtçe adlar arasına sokmuştur.

Yer adlarını “millileştirme” süreci, ittihatçıların ideolojik halefleri Kemalistler tarafından da sürdürülmüştür. Hatta cumhuriyet döneminde hız da kazanmıştır. Öyle ki, daha 1921 yılında, Meclis’te yabancı adlar taşıyan şehir adlarının değiştirilmesine yönelik kanun teklifi görüşülürken, bir milletvekili şu sözleri edebilmiştir: “Aslı, nesli ve soyu, toprağı Türk olan bir memlekete ve orada tek bir Rum olmayan bir toprağın ihtiva ettiği memlekete Rumkale kazası denmiştir. Vaktiyle Rumlardan alınmış da ne olmuş? Bu kaleye Rum diye bir nam verilmiştir. Bu gayet basit bir meseledir. Bugün bizim namusumuza, mevcudiyetimize, istikbalimize köpekler gibi saldırmak isteyen bir milletin ismini ben o memleketli olmak sıfatıyla taşımak istemiyorum...” O dönemde yer adlarının değiştirilmesi çabalarında Meclis’e yurtdışından Angora veya Constatinople olarak adreslenmiş telgraf ve mektuplarının yarattığı milliyetçi refleks de rol oynamıştır.

Yine 1920’lerdeki ad değişikliklerine belli başlı örnekler olarak Nikomedia>İznikmid>İzmid (İzmit) ilinin adının Kocaeli’ne, Kırkkilise’nin adının Kırklareli’ne, Ankara’daki İstanos’un Yenikent’e, İstanbul’daki Makriköy’ün Bakırköy’e, Ayastefanos’un Yeşilköy’e, Nevşehir’deki Sineson’un Mustafapaşa’ya, Bursa’daki Tirilye’nin Zeytinbağı’na dönüştürülmesini verebiliriz. İstanbul’da başta Ermenice ve Rumca olmak üzere Türkçe olmayan sokak isimleri bile 1927’de değiştirilmiştir. Ayşe Hür’ün yazdığı gibi, örneğin Tatavla semti Kurtuluş, Frenk Kilisesi Sokağı Satırcı Sokak, Papaz Köprüsü Yaya Köprüsü, Yanaki Can Eriği, Aya Kiryaki Teşrifatçı, Papayanni Remzi Baba, Hristo Yeni Asır ve Feriköy Hamam Caddesi de Ergenekon Caddesi olmuştur. Bu arada 1923 yılından itibaren Batı Ermenistan toptan “Doğu Anadolu” diye anılmaya başlanmıştır. Burada güdülen amaçlardan biri de azınlıkların Türkiye coğrafyası üzerinde kalan izlerini de silmektir. Sevan Nişanyan, yer adlarının değiştirilmesi projesinin Cumhuriyetin en önemsediği projelerinden biri olduğunu söylerken bunun kültürel kolonileşme olduğunu vurgulamaktadır. 15 bin yer adının kafadan üretildiğini anlatan Nişanyan,†yer adlarının değiştirilmesiyle, bir coğrafyanın, kültürel çok renkli, çok sesli, çok ulusal yapısının tamamen tanınmaz hale getirildiğini söylemektedir.

1925, 1927 ve 1936 Kürt isyanlarından sonra Kürtçe yerleşim yerlerinin adlarına gelmiştir sıra. 1940 yılında İçişleri’nin 8589 sayılı genelgesiyle ad değiştirme işlemi resmileşmiştir. 1957 yılındaysa “Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu” oluşturularak sistematik bir asimilasyon politikası hayata geçirilmiş; ülkemizdeki yer adlarına Türkçe uyduruk adlar bu komisyonca verilmeye başlanmıştır. Bu komisyonda, belki de konuyla hiç ilgileri olmaması gereken Genelkurmay, İçişleri ve Savunma Bakanlıkları görevlilerinin yanı sıra Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi ve TDK’nin temsilcileri yer almaktadır. Ozan Bilir’in 2009 Ağustos’unda Birgün’de yayımlanan “Tunceli Dersim Olsun” başlıklı makalesine göre, bu komisyon Erzurum’da 653, Erzincan’da 366, Adıyaman’da 224, Bursa’da 136, Muğla’da 70, Afyon’da 88, Muş’ta 297, Ağrı’da 374, Gaziantep’te 279, Amasya’da 99, Giresun’da (Kerasonta) 167, Niğde’de 647, Ankara’da 193, Gümüşhane’de 343, Ordu’da 134, Antalya’da 168, Hakkari’de 128, Rize’de 105, Artvin’de 101, Hatay’da 117, Sakarya’da 117, Isparta’da 185, Balıkesir’de 110, İçel’de 112, Siirt’te 392, İstanbul’da 21, Sinop’ta 59, Bingöl’de (Çapağçur) 247, İzmir’de (Smyrna) 68, Sivas’ta (Sebasteia) 406, Bitlis’te (Badlîs) 236, Kars’ta 398, Bolu’da 182, Kastamonu’da 295, Tokat’ta (Evtokiya) 245, Burdur’da 49, Kayseri’de (Kaisareia) 86, Trabzon’da (Trapezo˙nta) 390, Kırklareli’de 35, Dersim’de 273, Çanakkale’de 53, Kırşehir’de 39, Şanlıurfa’da (Urhay) 389, Çankırı’da 76, Kocaeli’de 26, Uşak’ta 47, Çorum’da 555, Malatya’da 217, Zonguldak’ta 156, Edirne’de 156, Mardin’de (Merdo) 647, Diyarbakır’da (Digranagerd) 555, Elazığ’da (Mamuretülaziz) 383 ve Kahramanmaraş’ta 105 yerleşim yerini yeniden adlandırmıştır. Böyle böyle 28 bin ad değiştirilmiştir. Aynı kurul 1965-1970 ve 1975-1976 yılları arasında da çalışmalar yürütmüş, 2 bini aşkın yer adını daha değiştirmiştir. Diyeceğim şu ki, komisyonun faaliyeti, yıllar içinde onlarca hükümet değişikliğine rağmen 80’li yılları da içine alacak şekilde neredeyse kesintisiz devam etmiş ve bu tarihe kadar†binlerce ad değiştirilmiştir. 12 Eylül Darbesinin ardından bu faaliyetler özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelere yönelik olarak tarihte belki de eşine rastlanmayan bir tarzda yoğunlaştırılarak neredeyse adı değiştirilmeyen hiçbir yer kalmamıştır. Bunun dışında Kürt, Gürcü, Tatar, Çerkes, Laz, Arap, muhacir gibi kelimeler içeren köy adları da ‘bölücülüğe’ meydan vermemek amacıyla değiştirilmiştir. Bu durumun kültür, tarih ve dil soykırımı olduğu açıktır. Sonuç olarak varılan nokta ülkenin doğu topraklarındaki şehir ve köy adlarının neredeyse yarısının uydurma olduğudur. Binlerce yerleşim biriminin gerçek adı, yani halk arasında kullanılan adı başkadır, resmî adı başkadır. Bu arada çirkin, küçük düşürücü, tahkir edici veya gülünç olduğu düşünülen adlar da, Türkçe bile olsalar değişikliğe tabi tutulmuştur. Kızıl, çan, kilise anlamına gelen sözcükler içeren tüm köy adları da değiştirilmiştir. 1981 ila 1983 arasında Karadeniz’in Doğu ve Batı bölgelerindeki yer adları da “bölücü unsurları” temizlemek amacıyla değişikliğe kurban gitmiştir. Örneğin Trabzon ve Rize’de, Rumca, Lazca, Ermenice, Gürcüce oldukları gerekçesiyle 495 kadar köyün adı değiştirilmiştir.

Yerleşim yerlerine yeni adlar verilmesinin ötesinde, Türkçe kelimelere benzemeleri için eski adların fonetik sesletimleriyle de oynanmıştır. Örneğin Çinçiva Şenyuva’ya, Sehrince Serince’ye, Sakarsu Şekersu’ya dönüştürülmüştür. Aslında bu yöntemin köklerini daha da derinlere götürebiliriz. Ermenice yer adlarının Osmanlılaştırılması-Türkleştirilmesi konusundaki benzer girişimlere 16. yüzyıla ait Osmanlı Coğrafî Sicillerinde de rastlıyoruz. Kürtçe sanılan yer adlarının Türkçeleştirilmesi sürecinde bazı yer adlarının, aslında antik ve ortaçağa özgü Ermenice yer adları olan sözümona Türkçe versiyonlarına dönüştürülmüş olması da ironik bir durumdur. Örneğin Sper>İspir, Erdexan>Ardahan, Şatax>Çatak, Kers>Kars ve Alaşgert>Eleşkirt (ki Vağarş+a+gerd’in fonetik olarak çarpıtılmış halidir) olarak yeniden adlandırılmıştır.

Modern Türk tarih yazımı büyük oranda Türkiye’deki “gayrimüslim” yer adlarının değiştirilmesi, çarpıtılması ve mal edilmesi biçiminde tezahür eden bu sistematik programa katkıda bulunmuştur. Osmanlı vakanüvislerinin eserlerinden ve arşiv materyallerinden yararlanan Türk tarihçiler sahteciliğin doruğuna ulaşmış, hatta toptan tahrifata girişmişlerdir. Ermenistan’ın yerini “Doğu Anadolu” almıştır. Halbuki 17. yüzyılda yaşamış ünlü vakanüvis Kâtip Çelebi’nin Cihannüma’sında bile “İklim-i Ermeniyye” başlığını taşıyan özel bir bölüm vardır. Ancak 1957’de bu kitabın yeni baskısı yapılırken editörü H. S. Selen bu başlığı “Doğu Anadolu” biçiminde değiştirmiştir. Saray tarihçisi Evliya Çelebi bile Ermenistan’dan bahseder. Kısacası 17. yüzyıl resmî Osmanlı tarihyazımında işgal altındaki Ermenistan’ın varlığı tanınıyor ve uluslararası düzlemde Ermenistan adıyla biliniyordu. Dolayısıyla, Ermeni Sorununun henüz uluslararası diplomasinin gündemine alınmamış olduğu dönemlerde Anadolu veya Doğu Anadolu terimleri kesinlikle Ermenistan için kullanılmamaktadır. Ayrıca Ermenistan, 16. yüzyıla ait “İslam Alemi Haritası”nda ve 18. ve 19. yüzyıllara ait başka Osmanlı haritalarında şehirleriyle birlikte açıkça gösterilmiştir. Osmanlı tarihçi ve vakanüvislerinin modern Türk tarihçilerinin tersine Ermenistan’ın yerini çok daha iyi bildikleri ve Anadolu’yla “karıştırmadıkları” çok açıktır.

Buna karşılık Anadolu sözcüğü, (doğu anlamında) “güneşin doğduğu yer” demek olan Yunanca Anatolikos kelimesinden gelmektedir. Türkler bu coğrafyaya gelmeden çok önceleri, tahminen İ.Ö. 4. veya 5. yüzyıllarda Küçük Asya yarımadası için kullanılmaktaydı. Bizans döneminde Orta Anadolu’nun bir kısmı imparatorluğun merkezine göre doğuda olmasından dolayı Doğu Askerî İdarî Birimi’ne Anatolikon Theması denirdi. Anatolikon Theması Afyon, Isparta, Konya, Kayseri ve İçel yörelerini kapsamaktaydı. Osmanlı döneminde ise Anadolu, merkezi Amasya olan ve Kastamonu’yu da içine alan bir eyaletin adıydı. 19. yüzyılda da genel anlamda imparatorluğun Asya kıtasında kalan ve Türklerle meskûn olan bölgesini tanımlamak için kullanılıyordu. Sonraları kültürel entegrasyon dürtüsüyle ve ebedî bir Türk yurdu olduğu bilgisini empoze etmek amacıyla buraların da doğusunda kalan (Batı) Ermenistan Anadolu adının içine sokulmuştur. Ortaya çıkan uydurma Doğu Anadolu terimi sistematik lobicilik ve çarpıtmalar sonucunda, biraz da bilgi eksikliğinden ötürü yaygın bir biçimde kullanıma girmiş olsa da, bu, aslında, yüzyıllara uzanan tarihsel ve kültürel mirası reddediş; Ermeni Soykırımı’nı inkâr; soykırımın sonuçlarını unutmaya terk edişten başka bir şey değildir.

 
Attila TUYGAN


yazdır
paylaş
yorumlar
yorum ekle
Google

Facebook Ziyaretçi Yorumları

    Sitemiz Ziyaretçi Yorumları

  • Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
yorum ekle
İsminiz
:
E-Mailiniz
:
Yorumunuz ()
:
Güvenlik kodu
:
879220
Güvenlik kodu giriniz
: